ATATÜRK ÇANKIRI’DA

The following two tabs change content below.

İlk kez 22.Ağustos.2009’da yayımladığımız yazı

Ahmet Talât ONAY’ın Kaleminden : Atatürk Çankırı’da

öm

“Seçmenlerimizle görüşmek üzere köylerde dolaşıyorduk. Şimdi ilçe olan Şabanözü’nün Sarıküt, yeni adı Meşelik olan alevî köyünde 21 Ağustos 1925 gecesi, mebus rahmetli Ziya ve Rifat Beylerle köyün baba’sı olan Kâzım Hoca’nın [1] odasında sazlı sözlü, “âyin-i cem”den sonra henüz uykuya dalmıştık, uyandırdılar. Bir jandarma eri, nahiye müdürünün vali Cemil Bey’den [2] telakki ettiği emrini bildirdi. Atatürk ertesi günü Çankırı’ya şeref vereceklermiş, bizim hemen dönmemiz lâzımmış. Bir kılavuz alarak zifiri karanlıkta dağ tepe aşarak nahiye merkezine geldik. Vali ile görüşmek mümkün olmadı. Çaresiz sabahı karakolda ettik. Meğer Atatürk 23 Ağustos günü Çankırı’dan Kastamonu’ya geçecekmiş, dönüşte misafirimiz olacakmış. Şifre hallindeki hata bizi tedirgin etmiş.

Güneş doğarken şehre döndük, bir komisyon topladık. Nerede misafir edileceğini, neler ikram edileceğini kararlaştırdık. Öğle yemeği Ertuğrul İlkokulunda verilecek, dönüşlerinde ortaokulda misafir edilecekti.

Keklik, üveyk, karatavuk vurmaları için avcılar çıkarıldı. Meşhur Çankırı kadayıfı yaptırıldı. Mektebin bir odası, Kuşçubaşının gelini hanım tarafından gelin odası gibi süslendi; hattâ karyola “Abdülhamit” markalı idi.

23 Ağustos 1925 günü mebus Ziya, Rifat, müdde-i umumî Şevket Beyler ve müftü Atâ Efendi ile Belediye Reisi Cemal Efendi, Vali Cemil Bey’in refakatinde on saatlik mesafedeki Çandır hanı’na gidildi. Bindiğimiz tenekeden iki Ford otomobili idi.

Burada Gazi otomobilinden indiler. Sırtında gri renkli keten kostüm, başlarında çok yumuşak hasır panama şapka vardı. Şapkayı çıkararak elimizi sıkarken vali isimlerimizi söylüyordu. Müftü efendiyi “Halk partisi reisi” diye takdim edince mânalı bir tebessümle:
-Hem müftü, hem parti reisi nasıl olur? buyurdular.nm

Bu söz rahmetli müftünün siyasî hayatına son vermişti. Halbuki müftü efendi ittihatçı, koyu Türkçü, üç lisanda şiir yazan, medrese ilimlerinde mütebahhir, “fünun-i şetta”da salâhiyetli, soyca zeki bir zattı.

Gazi’nin arabasında Nuri Conker vardı. Fuat Bulca, başkâtip Tevfik, seryaver Rusuhi ve diğer yaver Muzaffer, muhafız taburu kumandanı İsmail Hakkı, polis müdürü Dilaver Beylerle maiyet memurlarının bindikleri arabalar bu sırada gelmişlerdi.
Gazi yarı ciddî:
-Hani sizin şapkanız? buyurdular.
Hep şaşırmıştık. Ben:
-Şapkayla teşrif buyuracağınızı bilseydik, biz de birer tane tedarik ederdik, dedim.
Güldü, dönüşte şapkalı görmek istediğini söyledi.
Çandırlılar ayran ikram ettiler. Meşhur Ömer Ağa’yı sordu. Köye adam koşturuldu. Gelinceye kadar köylülerle konuştu.
Ömer Ağa, sağ elini kalbi üzerine koyarak selâmladı ve Gazi’nin eline sarıldı. Gazi gülerek:
– Nasıl yine mebusları hapsediyor musun? lâtifesinde bulundular.
Ömer Ağa, mahcup, bir yanlışlık olduğunu, mebus sözünü mahbus anladığını ve olayı hikâye etti. Gazi gülerek ağanın yanağını öptü.
“Derimize saman doldururlar mı?” sualine Ağa:
-Lâyık olanların doldurulur, cevabını verdi.
Ömer Ağa, altı yüz yıldan beri ocağı yanan bir hanedanın son çocuğu, gün görmüş, “mîr-i kelâm”, misafir-sever, sözü tutulur, iyi düşünür, Türkçü bir köy ihtiyarı idi.
***
Beraberimize operatör doktor Rifat’ı, Kâmil Beyi de alarak Kastamonu’ya gidiyorduk. Yolda köylüler tezahürlerde bulunuyorlardı.
Ilgaz dağının doruğundaki karakolda Kastamonu heyeti ile karşılaştık.
Kastamonu’da istikbal pek parlak oldu. Gece konaklarının önünde şenlikler yapan delikanlıların oyun iktizası attıkları silâhları mene çalışan Ankara ve Kastamonu polislerini azarlayan Gazi’nin kalabalığa karıştığı görüldü.
İki gün sonra İnebolu’ya gittiler. Bize dönmemizi emir buyurdular. İnebolu’da halka “Efendiler! Buna şapka derler, medeni serpuş budur, bundan sonra serpuşumuz bu olacaktır” mealindeki nutkunu verdiler.
***
Bir gece Çankırı’da kalacağı anlaşılınca, teklifim üzerine tenekeci İsmail Ustaya bir banyo tenekesi yaptırdık. Hastanenin büyük semaverini getirterek yanına bir kazan soğuk su koyduk. Bir banyo dairesi vücuda getirilmişti. Vali Bey, tenekeyi boyatmış, boya kurumadığı için sildirmiş, fakat kokusu tamamen giderilememişti. Derme-çatma bir banyomuz olduğunu söyledim. Çok sevindi. Bir taraftan soyunuyor, semavere, kazana bakıp bakıp gülüyordu.
-Nuri, banyo var, ben gireceğim diyerek girdiler.
Sonra hep yıkandılar.

***
…….Neden sonra inkılâptan söz açıldı. Bahis şapkaya, medeni kıyafete intikal etti.
-Hani sizin smokininiz? diye sordu.
Beraberindekiler hep smokin giymişlerdi. Çankırılılar bu elbiseyi bilmiyorlardı. Ben vaktiyle İzmir’de görmüş fakat giymemiştim. Biz mebuslar jaketatay giymiştik.

Rahmetli belediye reisi Cemal atıldı. Açık renkli elbisesini göstererek ilk defa şerefine giydiğini söyledi. Halbuki giyildiği ütüsüzlüğünden, yakasındaki lekelerden belli idi.
-Efendi, böyle ziyafetlere açık renk elbiseyle gelinmez, gelmek medeni insanlara yakışmaz, diye azarladı ve bana dönerek niçin smokin giymediğimi sordu:

-Çankırı’ya bir gece şeref vereceğinizi geç haber aldık. Smokin yaptırmak imkânını bulamadık. Siyah olduğu için jaketatayla geldik. Bu kadar kabalığımızı hoş göreceğinizi umarım, dedim.
Güldü ve hiddeti geçti:
-Mazursunuz, buyurdu.
Fakat Cemal’e bir daha hitap ve iltifatta bulunmadı.”

ÇANDIRLI ÖMER AĞA

Üstteki yazısında Ahmet Talât Bey’in “Çandırlılar ayran ikram ettiler. Meşhur Ömer Ağa’yı sordu. Köye adam koşturuldu. Gelinceye kadar köylülerle konuştu.
Ömer Ağa, sağ elini kalbi üzerine koyarak selâmladı ve Gazi’nin eline sarıldı. Gazi gülerek:
– Nasıl yine mebusları hapsediyor musun? lâtifesinde bulundular.
Ömer Ağa, mahcup, bir yanlışlık olduğunu, mebus sözünü mahbus anladığını ve olayı hikâye etti. Gazi gülerek ağanın yanağını öptü.
“Derimize saman doldururlar mı?” sualine Ağa:
-Lâyık olanların doldurulur, cevabını verdi.
Ömer Ağa, altı yüz yıldan beri ocağı yanan bir hanedanın son çocuğu, gün görmüş, “mîr-i kelâm”, misafir-sever, sözü tutulur, iyi düşünür, Türkçü bir köy ihtiyarı idi.” şeklinde kendisinden bahsettiği Çandırlı Ömer Ağa hakkında gazeteci, yazar İsmail Yağcı’nın yazmış olduğu bir makaleden bir bölüm sunmak istiyorum.

” ÇANDIRLI ÖMER AĞA
Sene 1921. Ankarada millet meclisi açılalı, bir sene olmamış bile. Yurdun bir çok bölgesini, Avrupanın sömürgeci devletleri işgal etmiş. On senedir bir çok cephede savaş vermiş Türk ordusu yorgun, silah ve cephane yok. Köylünün, kentlinin elinde avucunda giyecek ve yiyecek yok denecek gibi.

Türk ocakları umumi reisi Hamdullah Suphi ile beraber bir kaç mebus yani millet vekili, at arabası ile Kastamonu taraflarına bir iş gezisine çıkarlar. Araba Ilgaz dağlarına doğru tırmanırken, yolun sonunda çok uzaklarda ölgün bir ışık görünmüştü. Arabacı arkasına dönmeden:
– Çandır gözüktü bey. Aha önümüzde.
Yine devam etti:
– Şindi Dünbelek yokuşunu çıkıyoruz.

Gece hayli ilerlemişti. Bir saat kadar sonra köye varmıştık. Bu dağ köyünde geceleyecektik. Arabada asılı fenerin ışığını görmüş olmalılar ki, yol kenarında beyaz donlu iki adam belirdi. Hemen arabacıya yaklaşarak; kulağına bir şeyler söylediler. Arabacı başını salladı. Ve atları kamçıladı.

Biraz sonra bir yaz odasının önünde arabamız durdu. Evin bu odası, sanki bir uçurumun kenarında gibi idi. Odanın üst tarafından, parmaklıklardan eğilen bir ihtiyar aceleyle arabacımıza seslendi.
– Mahpuslar zincirli ise camiye kapatalım. Kapısı sağlamdır. Kaçamazlar dedikten sonra arkasına dönerek ev halkına da ‘Mahpuslar gelmiş’ haberini verdi. Garibim, Meb’usu mahpus anlamıştı.”(3)

________________________________________
[1] Bizim alevî köylerinde medreseden icazetli imam, vâiz, fakih kimseler de bulunurdu.
[2] 6.04.1925-11.10.1925 arası Çankırı Valisi M. Cemil Bey (Berkmen)

(3)Yazının ilk yayımlanmış daha geniş hali için: http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=2947
ATATÜRK’ÜN GELİŞ YILDÖNÜMÜ – 23 Ağu 2006
http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=877

(Birileri bu yazılardan faydalanarak kitap çıkarıyor, gösteriş yapıyor ama kaynakları kendileri bulmuş gibi davranabiliyorlar.)

The following two tabs change content below.
comments
Yeni bir yorum yapın, or trackback from your own site.
Yeniden İmaret Hareketi - Çankırı Araştırmaları Sitesi www.cansaati.org