HALİL HALİD BEY (1869-29 Mart 1931)

The following two tabs change content below.

                 Çerkeş’te medfun bulunan Halvetî-Şabanî şeyhi Pîr-i Sâni Hacı Mustafa Çerkeşî’nin oğlu Osman Vehbi Efendi’nin torunudur. Dedesi Osman Vehbi Efendi, bir çok eser yazmış kıymetli bir İslâm âlimidir. Babası Ahmet Refi, o dokuz yaşında iken vefat etmiştir. Yine âlim ve şair olan amcası Mehmet Tevfik Efendi tarafından yetiştirilmiştir.

1869’da Ankara’da doğan Halil Halid, ilk öğrenimini Ankara’da yaptı. Sonra Beyazıt Medresesi’ne devam etmiş, ardından girdiği İstanbul Hukuk Fakültesi’ni 1893 yılında bitirmiştir. Dönemin siyasi baskılarından dolayı 1894’de İngiltere’ye gitmiş, burada gazeteciliğe başlayarak siyasi ve sosyal konularda yazılar yazmaya başlamıştır. 1897’de Londra Osmanlı Elçiliğinde konsolos yardımcısı oldu. 1902-1911 yılları arasında Türkçe öğretmeni olarak Cambridge Üniversitesi öğretim kadrosuna dahil oldu. Bu arada yüksek lisans yapmış, dışişleri mensuplarına Türkçe dersleri vermiştir. O sıralar Londra’da yaşayan ünlü şairlerimizden Abdülhak Hamid ile tanışmış ve iyi dost olmuşlardır.
Bu dönemde Avrupalı ve İngiliz anlayışını tahlil eden Halil Halid Bey, görüş ve değerlendirmelerini İngiliz gazetelerinde ve yazdığı kitaplarda cesaretle ortaya koymuştur. Osmanlı’ya ve Müslümanlığa karşı yapılan çirkin propagandaları ve peşin yargıları, yerden yere vurmuştur.
Osmanlı Şiir Tarihi adlı bir eser yazan J.W. Gibb’e yardımcı olmuş ve bu kitaba bir takdim yazısı yazmıştır. Londra’da bir cami inşası için kampanya başlatmıştır.
1905 yılında Cezayir’de yapılan “Müsteşrikler kongresi” ne Cambridge Üniversitesi adına katılması, şöhret ve itibarını arttırmıştır. Buradaki intibalarını, 1906 yılında Kahire’de “CEZAYİR HÂTIRATINDAN” adıyla yayınlamıştır.

Osmanlı toprağı olan Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından işgali üzerine, bu ülkeye karşı halkı “BOYKOT” a çağırdı. (Bu tarihimizde bir ilktir.H.D.)
1912’de İttihad Terakki’den mebus oldu ise de mebusluğu 4 ayda sona erdi.
1913-14 yıllarında Hindistan Bombay başşahbenderliği görevine atandı.( Hint müslümanları görevde kalması için İstanbul’a yüzlerce mektup ve telgraf göndermişlerdir.)
Mısır, Sudan ve Cezayir’e seyahatleri vardır.
1922’de Edebiyat fakültesi, İlahiyat fakültesi ve Harbiye’de hocalık yaptı.
Halil Halid Bey, 29 Mart 1931’de İstanbul’da vefat etmiş, Merkezefendi kabristanında toprağa verilmiştir.
Türkiye’nin önemli yazar ve edebiyatçılarından Abdülhak Şinâsi Hisar, Halil Halid Bey’in vefatını müteakip bir makale yayınlamıştır. Bu makaleyi ölüm yıldönümü vesilesi ile sunmak istiyorum.

“HALİL HALİDİN HAYATI VE ESERİ

Halil Halid’in bugün sona ermiş olan hayatını düşünerek simasını hafızamızda ihya ettiğimiz zaman onun hususiyetlerini teşkil eden sıfatlarla bizi ona cezbeden meziyetlerin bu ömrü nasıl yoğurmuş ve ona şeklini vermiş olduklarını anlar ve bu hayatın ondan kalan en canlı eser olduğunu görürüz.
Halil Halid, bilhassa, hürriyete muhip ve otoriteye taraftar, mübariz ve çekingen, haluk ve titiz, ilim ve fazilete meftun fakat sanatkar ve şair değil, yazıcı ve hoca yani okuyup öğrenmek ve bildiklerini yazıp öğretmek ihtiyacı ile doğmuş bir misyoner tabiat fakat sözünde telakat ve kaleminde cazibeden mahrum, vatan hissi ile meşbu, milliyetçi, azimkar, sebatkar, halis bir “efendi” selabeti ile muttasıf bir şahsiyetti. İşte bütün hüviyeti bu sıfatlarla hülasa edilebildiği gibi bütün hayatı da bu hasletlerin mahsulüdür. Ve onun asri eseri silintiler, tahsislerle dolu olan bu atılgan ve perişan hayatıdır.
Halil Halid kadim Çerkeş şeyhi ailesinden, 1868’de Ankara’da doğmuş, tahsilini İstanbul’da Hukuk mektebinde ikmal etmişti. Sarık sarıyordu. Oldukça muntazam bir Şark ve İslamiyet kültürü iktisap etmişti. Bu, sonraları garb kültüründen istifade edince kendisine çok yaramış, bir taraftan lisanına kuvvetli bir vokabüler kazandırmış olduğu gibi, diğer taraftan da garbın hakkımızda, dinimiz ve Şark hakkında beslediği fikirlerdeki yanlışlıkları ve bunlara ne cevap verilebileceğini öğretmiştir.
Halil Halid Efendi ta o gençlik zamanında ilim ve hürriyet istiyor, yazmak istiyordu. Burası ona sükutu ve samimiyetsiz sözleri ile tahammül edilemez bir muhit geldi. Bir adaya hapsedilmiş Namık Kemal’in hatırası kalplerde canlı idi. Abdülhak Hamid Londra’nın sisleri içine bürünmüştü. Bu, Ahmet Mithat Efendinin bir münkir tesiri yapmış olduktan sonra şimdi bir alim tesiri yaptığı devirdi. Matbuat alemini Sait Beyin, Muallim Naci’nin, Recaizade Ekrem’in, Ebüzziya Tevfik’in isimleri dolduruyordu. Halil Halid kendini muhitine karşı haklı ve mütefevvik hissetmekle bu muhiti biraz istihfaf etmeye mütemayil kalmıştı.

Halil Halid buradan kaçtı. En evvel, Paris ve Cenevre ile birlikte ilk hürriyetçi Türklere mâkar olmuş olan Londra’ya kaçtı. Orada Salim Faris’in neşretmekte olduğu “Hürriyet” gazetesine namı müstearla yazmaya başladı. Abdülhak Hamid hatıratında kırk yıllık dostu Halil Halid’ten uzun uzadıya bahseder. Sarayın daveti ve şairin delaleti ile Halil Halid bir müddet sonra İstanbul’a dönmüş, Adliyede bir memuriyete tayin edilmişti. Fakat on sekiz gün sonra tekrar fikrini değiştirdi, tekrar Londra’ya kaçtı. Ve bir müddet sonra Abdülhak Hamid ile Londra’da tekrar buluştular.

İngilizler o zaman da bizim pek aleyhimizde idiler. Bizi barbar telakki eden bir hükümet ve onun tesiri altında kalan bir efkarı umumiye vardı ve bu zamanda Cambridge darülfünunda asil, zeki ve çalışkan bir İngiliz, Mister E. J. Gibb Türk edebiyat tarihini tedris ederek Türk irfan ve medeniyeti ilâ ediyordu. Mister Edward G. Browne hem dost hem muaviniydi. Abdülhak Hamid’in Mister Gibb’e takdim etmiş olduğu Halil Halid de onların yanında Cambridge darülfünunda 30 İngiliz lirası maaşla, Türkçe muallim Muavinliğine tayin olundu.
Halil Halid Londra’da 16 sene kalmıştı. Yazılarının bir kısmı istibdat aleyhine olan neşriyatımızın ve “Jön Türk”lerin edebiyatına dahil olduğu gibi bir kısmı da hukukumuzu garb cihanına karşı müdafaa mahiyetindedir. İngiltere de Türk düşmanlığı aleyhine bir takım neşriyattır ve dünyadaki İngiliz cihangirliği aleyhtarı cereyan edebiyatında yer alır.

Halil Halid Londra’da İngilizce olarak 1903’te “Bir Türk’ün Jurnali”, 1904’te “İngiliz Türkofobisi Üzerine Bir Tetkik” ve 1907’de “Hilale Karşı Salip” ünvanlı üç eser neşretmiştir.

Gene “Meşrutiyet’ten Evvel Cezayir Hatırası” ünvanlı seyahatnamesi 1906’da Mısır’da İçtihat matbaasında ve “Hilal Ve Salip Münazaası” ünvanlı büyük eseri 1907’de gene Mısır’da tabedilmiş, bu kitap Arapça’ya ve Hindistan’iye tercüme edilmişti.

Meşrutiyet’in ilanında ilanından sonra İttihatçılar nezdindeki itibarı malum olan Sait Halim Paşayı Mısır’dan tanıyan Halil Halid memleketine dönmüş ve Ankara Mebusluğuna intihap edilmişti. Cambridge’de terketmiş olduğu kürsü kendisine şöhret temin ediyordu. Tekrar matbuata intisap etmiş, yevmi Servet-i Fünun’a yazmaya başlamıştı. Bosna Hersek’in Avusturya’ya ilhakında memlekete hasıl olan heyecana tercüman olarak garbı “boykot” kelimesini ilk defa ortaya atmış ve halkı bu fikrin arkasından yürütmeye muvaffaktı.

Fakat Halil Halid ilmin sahibine, bir nevi rütbe şeklinde bir selâhiyet bahşetmiş olmasını ister, kendisine ilimdeki eksikliğinden mütevellit bir paye görür ve bunu müsteniden haklı bilinmek arzu ederdi. O zamanki Osmanlı muhiti pek karışıktı. Halil Halid’in belâgati mefkut olduğu gibi kalemi ateşin ve cerbezeli değildi. Teessürünü mavi gözlerinin hüznü ile ifşa ederek sustu ve mecliste bir tesir icra edemedi.

Bir müddet sonra Bombay başşehbenderliğine tayin edildi. Halil Hâlid imzası İngiliz matbuatında az çok tanınmıştı. İngiltere hükümeti onun Hindistan’da bulunmasını istemedi ve Halil Hâlid’le doğrudan doğruya meşgul oldu. Nihayet onu göndermiş olan Sait Halim Paşa, bilmem neredeki istemediğimiz bir İngiliz konsolosunun tebdil edilmesi mukabilinde onu memuriyetinden geriye çağırdı.

Halil Hâlid’e bir muharrir tabiat ve seciyesi vardı. Kalemi en genç yaşından beri kendisince şahsına itikat etmek için lüzumunu hissettiren bir silah ve bütün hayatı müddetince de kendisine yarayan bir destek olmuştu. Türkçe ve ecnebi lisanlarındaki gazetelere birçok yazı yazmış olduğu gibi kitap ve risaleleri ecnebi lisanlarına en çok tercüme edilmiş veya doğrudan doğruya o lisanlarda yazılmış muharrirlerimizden biridir. Ve bu eserler (biraz para olmak ümidi ile “Maişetimizi İstihsal”, “Her Günkü Hayatın İktisadiyatı” gibi İngilizce’den tercüme ettiği bir iki kitap bertaraf edilirse) Türkçe veya İngilizce, Almanca, Fransızca yazılmış veya tercüme edilmiş olsun hep vatanın ve İslâmiyet harsının hukukunu müdafaa için yazılmış eserlerdir.

Halil Hâlid İstanbul’da 1326’da [1908] tarihî bazı bahisler hakkında “Fusulî Mütenevvia” ünvanı altında dört küçük risale ve Balkan muharebesi sırasında Mısır’da, Arapçası ile birlikte olarak, “Arap ve Türk” ünvanlı bir eser daha neşretmişti.

Umumî harp esnasında Almanya’ya giderek neşriyat ve müdafaatına devam etti. 1918’de Berlin’de “Bazı Berlin Makalâtı” ünvanlı bir makale mecmuası ve aynı sene zarfında Almanca olarak “Panislamizm Tehlikesi” ünvanlı bir risale neşretti.
Mütareke senelerinde İsviçre’ye geçti. 1919’da hem Fransızca hem İngilizce olarak “La Turcophobie des İmperialistes Fırkası ve Şark” ünvanlı ve aynı sene zarfında İngilizce “İngiliz Mesai Fırkası ve Şark” ünvanlı iki eser neşretti. Türklüğün varlığını ve hukukunu müdafaa için yazılmış bu eserlerin hepsi Arapça, Hindistanî ve Urdu lisanlarına da tercüme edilmiştir. Halil Halid imzası evvelce İngiltere’de olduğu gibi böylece Alman ve Fransız matbuatında da bir hayli tanınmıştı. O bütün hayatı müddetince hazırlanmış olduğu fikirleri şimdi büyük bir teessürle müdafaa ederek Türk hukuk ve irfanının kıymetli bir mümessil ve müdafii olmuştur. Yüksek ve kibar manası ile bir propagandacı ve mücahit. Ve bu sıfatla hükümetten yardım da görüyordu.
Mütareke devrinin ortasına doğru vatanına döndü. Mücahede hayatı devam ediyordu. Harbiye mektebinde İngilizce muallimi ve İlahiyat Fakültesinde Mileli İslamiye menşei tarihi müderrisi tayin edilmişti. Bazen gazetelerde makaleler yazıyordu. 1341’de [1922], telif olarak, “Türk Hakimiyeti ve İngiliz Cihangirliği” ve 1343’te [1924] İngilizce’den büyük bir “İntişarı İslam Tarihi” tercümesini tabettirmiş.

İstanbul’u gezmek için gelen seyyahlara, daha onlar vapurdan çıkmadan evvel, İngilizce bir takım konferanslar vermesi teklif edilmiştir. Bunun için de vapur limanına yanaşmadan evvel yetişmek lazım geliyordu. Bu zahmetli işi de deruhte etmişti. Zaten hayatına hatime(son) veren hastalıkların başlangıcı olan zatülcempi de böyle bir gün kapmıştır. Zavallıya bu konferanslardan ziyade sonra maruz kaldığı acip ve garip sualleri dinlemek güç geliyordu. Bunlara müessir ve müskit cevaplar buluyor, fakat kızıyordu.

SON DÖNEMLERİ

Esasen bütün bu işler biraz fahri kalıyordu. Halil Halid refikasından ayrılmış, tekrar Beyoğlu’nun kiralık oda ve pansiyon hayatına düşmüştü. Duvarlarında biraz dağınık ve seyyah hayatını İngiltere’de, Mısır’da, Cezayir’de, Çölde, Hindistan’da muhtelif kılık ve başlıklarla çıkartmış olduğu fotoğraflarını astığı bu odalarda akşamın yalnız saatleri acı geliyordu. Bütün bu faaliyet neye müncer olmuştu? Kendisi takdir eden, sadık dostları var mıydı? Hak vermeyen adamlarla mücadeleden artık bıkmıştı ve yaşlanmış vücudu bu ömre tahammül etmekte müşkülat çekiyordu. Harbiye Mektebinde muallimliğe nihayet verdiler. Bir ev ve bir aile hayat ve rahatı ihtiyacı ile yeniden evlenmişti. Yazıları pek az bir para getiriyordu. Halini biraz düzeltmek için yeni bir takım projeler tasavvur ediyordu.

Bazı konferanslar vermek için Amerika’dan davet edilmişti. Masarifi rahiyesini(yol masrafını) temin edemediğinden gidemedi. Bütün bunlarda maneviyatını kırıyordu. İngiliz gazetelerine bir takım makaleler göndererek, Hindistan’a gidip konferanslar verecekti. Bu işi tertip etmek üzere iken hastalık ve ihtiyarlık yakasına yapışıp bir çok ümitlerini kırınca Halil Halid ağladı. Artık vücudu pek yıpranmıştı. Geçen sene yazın Çamlıca’da bir yer tutmuş, hava tebdilini orada geçiren kadim dostu Abdülhak Hamid’in komşusu olmuştu. Kışı İstanbul’da geçirmek pek tehlikeli olacağından Mısır’a gitti. Fakat zaafı ve hastalığı arttığından döndü, geçen Cuma günü İstanbul’a Laleli’de ki apartmanına avdet ve cumartesi günüde vefat etti.

Halil Halid’in yazıldığı zaman canlı olan eseri vatanın mütehavvil hayatının yevmi meselelerine bağlı kaldığı ve hülasa aktüaliteye tabi olduğu cihetle geçmiş hissini veriyor. Onda noksan olan, çoğumuzda olduğu gibi, edebiyattı. Eğer edebiyat için daha hassas olsa ve müdafaa ettiği fikirleri daha klasik ve derin bir kültür ve daha cazip bir kalemle yazsa bugün irfan hayatımızda daha payidar bir isim ve daha müessir bir eser bırakmış olurdu. Fakat biz ki onun hayatının hep vatan menfaatlerinin müdafaasına vakfedilmiş olduğunu gördük, ona hürmetimizin bu esbabı mucibesini söylemek vazifemiz değil midir? Halil Halid asıl muasırlarının şehadetine mazhar olmaya layık bir mücahittir. Bu bildiklerimize nasıl şehadet etmek istemeyelim ki vatan muhabbet ve hizmetine mevkuf geçen hayatı, bu en samimi, müessir ve perişan eseri de bugün hitam buluyor!” A.ŞİNÂSİ HİSAR

YENİDEN YAYINLANAN ESERLERİ:
1-Türk ve Arap.
2-Cezayir Hâtıratından.
3- Hilâ Haç Çekişmesi.
4-Bir Türk’ün Ruznamesi.
5- İngilizlerin Osmanlıyı Yok etme Siyaseti.

The following two tabs change content below.
comments

Related posts