KALFAT’TA YAĞMUR DUASI GELENEĞİ VE KARABAŞ-I VELÎ

The following two tabs change content below.

Su derki: Hak beni yarattı. Benden de her şeyi yarattı. Bensiz hayat olmaz. “Ve cealnâ mine’l-mâi külle şey’in Hayy.”(1)

Yağmur duası insanlık tarihi boyunca yapılmış, insanlar bu konuda inançlarına göre farklı ritüeller uygulamışlardır. Türklerde Yağmur taşı (Yada Taşı) ile yağmur yağdırma uygulaması İslâm öncesi dönemlerde mevcut idi. Fuat Köprülü, H.520 tarihli eski bir kaynakta “Hz. Nuh’un oğlu Yafes’e yağmur duası öğrettiğini ve ona İsm-i âzam’ı bellettiğini, Yafes’in de bunu bir taşa kazdırdıktan sonra muska gibi boynuna asarak ‘Ceyhun’ havalisine gelip oturduğunu, Oğuzlar arasında bu yağmur taşını (yede taş) elde etmek için çatışmalar olduğunu” belirtmektedir.(2)
eski rahmet duası
-Kalfat’ta eski bir rahmet duası-

Benim doğduğum Kalfat beldesinde yağmur duası geleneğinin, köyün kuruluşundan bu yana devam ettiği rivâyet edilmektedir. Yüzyıllardır yağmur yağsın yağmasın kurbanlar kesilip dua edilerek bu tören düzenli olarak icra edilmektedir. Bazı seneler yapılamadığı elbette olmuştur, ancak bunlar istisnadır. Bu sene rahmet duâsının 547.sinin icra edildiği söylenmekle beraber bu itibari bir rakamdır. Aslında geleneğin daha eski tarihlere uzandığına kuşku yoktur.

Gelenekte Kalfat yağmur duasına -çocuk, genç, yaşlı- sadece erkekler katılırdı. Bazı yörelerde dul kadınlar da dâhil edilmektedir. Son zamanlarda bir değişim yaşanmakta olup -dua kısmı hariç olmak üzere- hemen herkes katılabilmektedir.

Dikmen Tepe, Gölet
-Dikmen Tepesi ve Ballı Göleti-

KARABAŞ-I VELÎ MAKAMI: DİKMEN TEPESİ

Kalfat’ta tarihi çok eskilere dayanan bir yağmur duâsı, köy sınırları içindeki bazı mevkilere uğramak suretiyle icra edilmektedir. Bu mevkilerden biri de konik ve yüksekçe bir tepe olan Dikmen’dir. Bu tepenin zirvesine çıkılarak duâ edilir. Oradan aşağı inilince Dikmen’in kuzeyinde bulunan Ballı Yaylası sakinleri, duâya katılan topluluğa ayran vs. ikram ederler.
Senelerce önce bir yağmur duâsı sırasında Dikmen tepesine yaklaşırken yakınımda yürüyenlerden bir Kalfatlı yanındakilere bir şeyler anlatıyordu. Söylenenler arasında ‘Karabaş’ kelimesi geçince onlara doğru döndüm, anlatan İhsan Doğan adındaki Kalfatlı bir hemşehrimizdi. Kendisinden konuyu bana da anlatmasını rica ettim. Bahsettiği kişi bir dönemde ünü bütün Osmanlı topraklarına yayılmış, Karabaş-ı Velî (3)idi. Halvetiyye silsilesi hakkında az çok malumat sahibi olduğum için konuyu çok önemli buldum. Zira, Halvetilik bu coğrafyada çok etkin faaliyetler ortaya koymuştu ve tarih boyunca büyük bir köy olan Kalfat bu faaliyetlerin dışında kalmış olamazdı. Çankırı yöresi, halvetilik yıldızlarının parladığı önemli coğrafyalardan biridir. Nitekim Karabaşiyye’den sonra aynı yolun devamı olan Çerkeşiyye, bu topraklarda doğmuştur.(4)

KARABAŞ-I VELİ HAKKINDA KALFAT RİVAYETİ

Kurşunlu’ya bağlı Çatkese köyü doğumlu (ileride Karabaş Velî olacak) Ali Efendi, İstanbul’daki medrese tahsilinden sonra halvetîyye tarikatına girer. Bir türlü ruhi huzura kavuşamamaz ve bir müddet sonra kendi köyü Çatkese’ye döner. Köylüler, zikir ve fikirle meşgul olan Ali’nin bu hallerinden hoşlanmaz ve köylerinden kovarlar. Hatta köyün çocukları bazılarının teşviki ile Derviş Ali’yi taşlarlar. Ali Efendi, yara bere içinde kalır ve büyük bir üzüntüyle Çatkese’den ayrılır. Kendine saldıranlara kızgın ve gönlü kırık bir şekilde Kalfat yaylaklarından Avlağı’yı geçip, Kalfat sınırları içinde bulunan Dikmen tepesine ulaşır. Dikmen konik bir tepe olup, zirvesine çıkıldığı zaman geniş bir coğrafyayı 360 derece seyretmek mümkündür. Ali Efendi, gönlü kırık, vücudu yara-bere içinde Dikmen’deki bir kayanın duldasına sığınır ve bir süre orada kalır.
Dikmen’in çevresi mer’a alanları olduğu için buralarda kış mevsimi haricinde yakın tarihlere kadar Kalfat’ın koyun sürüleri eksik olmazdı. Çobanlar, aynı zamanda köyün sınırlarını gözeten, kollayan kişilerdir. İbadet ve zikirle meşgul bu Hak dostunu, ilk olarak Kalfat’ın çobanları fark eder, ilgilenir ve hürmet gösterirler. Derhal Kalfat’ın ileri gelenlerini haberdâr ederler. Köyün eşrafı, bu zâtı köye davet etmek üzere bir heyet oluşturarak yola çıkarlar. Ali Efendi, bu davete icabetle Kalfat’ta bir müddet ikâmet eder ve irşad faaliyetine girişir. Karabaş-ı Velî, halvetî tekkeleri arasındaki ihtilafları gidermek üzere şeyhi tarafından görevlendirilir. Ilgaz, Kurşunlu, Milan, Çerkeş, Atkaracalar coğrafyasında bulunan bir çok Halvetî zaviyeleri ile Dikmen tepesinden yaktığı ateş veya duman vasıtasıyla uzaktan haberleştiği Kalfat’ta anlatılan rivayetler arasındadır.
Görevi bitip Kalfat’tan ayrılırken çok hayır duâlar ettiği, bu duânın Kalfat için olumlu sonuçlar doğurduğu söylenmektedir. Kalfat, bir çok İslâm âlimi ve bir çok hâfız-ı Kur’an yetiştirmiştir. Bu sebeple çevrede “Küçük Mısır” olarak anılmıştır. Kalfatlılar, bu hususiyetlerini Karabaş-ı Velî’nin duâsına borçlu olduklarını düşünmektedirler.
Hazretin buralara 1640-1650 yılları arasında geldiği düşünülürse o tarihten beri Dikmen tepesi aynı zamanda Karabaş-ı Veli makamı olarak görülmektedir. Kalfatlıların yüzyıllardır Dikmen tepesine çıkarak dua etmelerinde Karabaş-ı Velî’nin burada bir müddet ikamet etmiş olmasının payı bulunmaktadır. Buna dair kaynaklarda başka bilgiler mevcuttur.. Çankırı’da Halvetilik konusundaki iki makaleyi bu sitede yayınlamıştım. Dördüncüsü inşallah Karabaş-ı Velî hakkında olacaktır.

Mehmet karaağaç
– 90’lık Mehmet Karaağaç Dikmen zirvesinde-

547. YAĞMUR DUASI
1 Haziran 2014 günü Kalfat Köyü, yağmur duasına katıldım. Önce mezarlıkta dua edildi. Ardından köyün kuzey batı çıkışında bulunan tarihi
Erenler türbesinde topluca dua yapıldı. Arkasından köy 1.5 kilometre mesafedeki Hoca Sinan türbesi ziyaret edildi. Oradaki düzlükte iki rekat namaz kılındı. Ardından Dikmen Tepesi’ne çıkıldı. Gençlerin nefes nefese kaldığı, bazılarının çıkmaktan imtina ettiği Dikmen’in zirvesine köyün yaşlılarından 90 yaşındaki Mehmet Karağaç’ın yine bizden önce ulaştığını müşahede ettim.

NOT: Kalfat’a ait bazı yayla ve mer’a arazilerinin-il genel meclisinde konuyla ilgili uzmanlığı bulunmayan kimselerin oylamasıyla-elinden alınmak istendiğine dair duyumlar aldım. Hukuka aykırı ve devletin resmî belgelerini hiçe sayan bu girişimleri üzüntüyle karşıladığımı belirtmek isterim.
________________________________________________________________________________________________________________________________-
(1)Enbiya Suresi 30. Âyet. (‘Her şeyi sudan diri kıldık; hayatı olan her şeyi sudan yaptık’ Dr. Münir Derman(1910-1989)] (2)Hikmet Tanyu, Türklerde Taşla İlgili İnançlar, Ankara 1987.
(3)Karabaş Velî (1611-1686), Halvetiyyenin Şabaniyye koluna mensup önemli bir mutasavvıftır. Asıl adı Ali’dir. Kaynaklarda doğum yeri Arapgir veya Çankırı olarak geçmektedir. Biz Çankırılı olduğu konusunda ısrarlıyız ve önde gelen araştırmacılarla bu konuda görüşmeler yaptık.Kalfat’ta yaşadığına dair rivayetler, belgelenmiştir. Bu konuda yazdığım makaleyi yakında yayınlamayı umuyorum.
(4)Halvetî-Şabaniyye’nin devamı olan Çerkeşiyye, Çerkeş’te medfun Pîr-Sânî Mustafa Çerkeşî(1743-1814) tarafından tesis edilmiştir. Şahsî tespitime göre Mustafa Çerkeşî’nin dedesi Vehbi Sultan, Karabaş Velî’nin halifesidir.

The following two tabs change content below.
comments

Related posts