Ahmet Kemal Üçok’un Anılarında ERMENİ PATIRTISI

The following two tabs change content below.
Hakkı DURAN

Hakkı DURAN

Hakkı DURAN

Latest posts by Hakkı DURAN (see all)

İçinde yaşadığı olayları gayet objektif değerlendirmiş, tarihi iyi okumuş, zeki bir hemşehrimiz olan Ahmet Kemal Üçok (1880-1956)’un hâtırâlarında “Ermeni Sorunu” ile ilgili, mühim bilgiler mevcuttur. Üçok’un aktardığı olayları; tarafsız, gerçekçi ve objektif değerlendirdiğine dair bir çok misal vardır. O dönemin bazı yazarları, 1915 ve sonrası gelişen olaylara “Ermeni Patırtısı” demeyi tercih ederler.

I. Cihan Harbi öncesi Osmanlının sâdık tebâsı Ermenileri kışkırtan batılı güçler, günümüzde de melânetlerine devam ediyorlar. Hınçak, Toroşak, Hınçak Reforme, Taşnak gibi örgütlerle Anadolu topraklarında ve İstanbul’da kanlı katliâmlar yapanlar, Türk Devleti’ne kendini savunma hakkını çok görmektedirler. Yakın tarihimizde bir çok Türk evlâdını ASALA adlı terör örgütüne kurban verdik. Şimdi de içimizden devşirdikleri bir takım zağarlara kampanyalar düzenlettiriyorlar. Bu kirli propaganda da inanıyorum ki, milletimizin birliği ve uyanışına yol açacaktır.

ÜÇOK’UN GÖZLEM ve TESPİTLERİ

A.Kemal Üçok, hâtırâlarının birinci cildinde, başlangıçtan günümüze Ermeni tarihinin bir özetini yapar. Mondros mütarekesindeki 24. maddenin ne yolda kullanılacağını açıklar:
“24- İtilâf devletleri,Vilâyat-ı sittede(altı vilayette) iğtişaş zuhurunda mezkur vilayetlerden herhangi bir kısmının işgali hakkını muhafaza ederler.”
Ermeniler, bir patırtı yapacaklar; İngiltere ve Fransa bu vilayetlerimizi önce işgal edecekler, daha sonra Ermenistan prenslik veya krallığını ilan edeceklerdi. 1897-98 Yunan muharebesinden sonra Girit’te böyle yapmışlardı. Türkiye bu oyunlara fırsat vermemiştir. [1]

Hâtırâların üçüncü ve beşinci ciltlerinde Ermeni komiteleri ve tehcir ile ilgili bizzat içinde yaşadığı olaylar, gözleme dayalı bilgiler vardır.

ERMENİ KOMİTELERİ

“Ermeni komiteleri; Hınçak, Toroşak, Hınçak Reforme, Taşnak olmak üzere dört büyük fırkadır. Fakat yüz Ermeninin kırkı, ‘Taşnakçagan’dır. Diğer üç fırka, bunlar kadar değildir. Komitecilerin ‘Ramgavaran’ dedikleri ehli ırz kısmı eskiler arasında çoktur.

Taşnakların ikinci derece liderlerinden Barun Tanıl, Barun Kazancıyan, Hınçaklardan Köse Aristi, Ramgavarlardan Sitepan Efendiler ile ahbaptım. Hatta Ermeni Katolik Patriği Terziyan Efendi aleyhine Taşnakların düzenlediği gösterilere davet edildim, yalnız bir defa katıldım.

Bir gece Ermeni komite kahvesi olan Beyoğlu’nda Rumeli Han’ı içindeki kahvede iki Taşnak fedâi arasında çıkan bir kavgada atılan bir kurşun yerden sıçrayarak yanımda oturan Simpat Efendi isminde birine isabet etti, zavallı bir ay yattı. 1911 yılındaki bu olaydan sonra hareketimin doğru olmadığını anlayarak yavaş yavaş aralarından sıyrıldım.

Yukarıda bahsettiğim Köse Aristi 1905 senesinde Yıldız’da Sultan Abdühamid’e bomba atan Ermeni olup, hakikî ismini kendi dahi bilmez denilse caizdi, o kadar çok isim değiştirirdi. Birkaç lisan bilir; iri-yarı ve köse olup erkek fahişelerdendi.” [2]

YILDIZ’DA ATILAN BOMBA

“Bir Cuma günü, Merkezefendi mahallesinde bir evde oturuyorduk. Alafranga saatle 13.00’de şiddetli bir patlama duyuldu, aynı zamanda yer, belli belirsiz titredi. Biz, Baruthane’de bir kaza oldu sandık. Akşam üstü Yıldız’da bomba patladığını 70 kadar asker ve ahalinin kazâzede olup parçalandığını duyduk. [3]

Ahmet Kemal Üçok hâtırâlarının başka bölümlerinde de Ermeni faaliyetlerine temas etmiştir. “13 Nisan 1909 isyanı ile beraber Adana’da Ermeni ihtilali başlamış, müthiş facialar yaşanmıştır. !927 senesinde Adana’ya gittiğim zaman sinema binası olarak kullanılmakta olan binadaki(Meclis-i ruhâni toplantı salonu)nun pencerelerinde boğazlanan müslümanların masum kanlarının izi görülüyordu. Ermenilerin sokaklardan yakaladıkları kadın ve çocukları sürükleyerek getirip burada şehit ettikleri işitildikten sonra sokakalarda silah ve sopa faslı başlamış; bu husuta Kafkasya’dan gelen Taşnaklar çok canavarlık yapmıştır.”

ERMENİ PAŞA(!) ANTRANİK
ORTA ANADOLU’DA YOL KESİYOR

1916 yılında Güherçile fabrikasını teftiş etmek üzere Kayseri’ye giden Üçok, Ermenilerden toplanmış olan silahlar ve tahrip gücü yüksek el yapımı bomba gördüğünü kaydetmekte ve şöyle devam etmektedir:

“Kayseri’den Yozgat yolu ile Çankırı’ya gelecektim. Fakat Kayseri, Boğazlıyan ve Yozgat arasında Murat çavuş adında bir Ermeni’nin 250 kişilik avenesi ile dolaştığı cihetle bu yoldan gitmenin tehlikeli olduğunu söylediler. Fazla olarak Yozgat’ın ilerilerinde Antiranik Paşa(!) ‘nın 500 kişi ile dolaştığını da eklediler, ama bu uydurma paşanın oralara kadar gelebileceğine inanmadım. Antranik, Torkum ile meşrutiyetin muhterem mebuslarından Pastırmacıyan, Vartkes çeteleri o tarihte Erzurum, Van, Bitlis çevrelerinde kadın ve çocukları katletmekle meşgul idiler.

Rusya’nın teşvik ve himayesi ile daha büyük ve umumî bir ihtilâl çıkarılacağını haber alan Osmanlı hükûmetince Ermenilerin bulundukları memleketlerden başka şehirlere kaldırılması; evlerinde silah ve komiteye dahil olduklarını ispat edici belge çıkanların Suriye ve Diyarbakır mahkemelerine sevkine dair kanun çıkarıldığı duyuldu. Bu kanun çok şiddetle uygulanmakla beraber bu yolda verilmiş yazılı bir emir ve karar mevcut olmadığı muhakkaktır.”

“Diyarbakır’a gönderilen Ermenilerin çoğu yollarda kalmışsa da, Suriye’ye gönderilenler Cemal Paşa [4] himayesinde sağ ve salim kalarak bir kısmı orada yerleşmiş, bir kısmı İstanbul’a dönmüştür. Çöl Aslanı(!) Cemal Paşa, bu himayekârlığının mükâfâtını bir Ermeni kurşunu ile ölmek suretiyle görmüştür.

Gerek İstanbul’da ecnebilerin gözü önünde yaptıkları talan ve gerek Rus Ordusu çekilip de Türk Ordusu tarafından istirdat edilinceye kadar Van, Erzurum ve çevrelerinde yaptıkları zulüm ve kıtâl dolayısıyle Ermenilerin Anadolu’da Türklerle yaşaması ihtimali kalmadığından, İstanbul’dakiler müstesna olmak üzere, hepsi çekildi gitti. Tabii bu arada kurunun yanında yaş da yandı, Bu yılan hikayesi de böylece bittti.”

OYUN SÜRÜYOR

Olayları objektif biçimde aktaran Ahmet Kemâl Üçok’a rahmet diliyorum. Maalesef, yılan hikayesi bitmemiş; cins cins yılanlar yumurtadan çıkmış, arka arkaya piyasaya sürülmektedir. Batı, Balkanlardan başlayarak sıraya koyduğu planı, adım adım uygulamaya devam ediyor. Rumlardan sonra Ermeni vatandaşlarımız oyuna getirilmiştir. Sıra Müslüman ahâliye gelmiş, Araplar bizden koparılmıştır. Başka tür ayrımcılıklar, dış fonlarla beslenmeye devam edilerek milletimizin savunma mekanizmaları felç edilmek isteniyor
ÜÇOK’UN DAYISI FEYYAZ BEY’İN BAŞINA GELENLER

A.Kemal Üçok’un dayıları Kuddûsi ve Feyyaz Bey’ler o dönem İstanbul’unun önde gelen hukukçularıdır. Ermeni meselesinde Feyyaz Bey de gadre uğramış, haksız yere tutuklanmıştır. Belki de Nemrut Mustafa divanına düşmediği için şanslıdır. Konuyu Üçok’un hâtırâlarından takip edelim.

“İstanbul’un işgal altında bulunduğu il senelerden birinde dayım Feyyaz yolda bir Ermeni tarafından çevrilir;

-“Bana yüz lira vermezsen Ermeni tehcir ve taktili ile ilgilidir diye seni İngilizlere haber verir ve başına çorap örerim” diye tehdit eder. Merhum büyük dayım Kuddusî’nin tarafından durum İstanbul polis müdürüne anlatılır. Bir tane ellilik, bir tane onluk kağıt paranın seri numaraları alınarak Feyyaz tarafından bu para, Londra Birahanesinde o Ermeni’ye verilir. Galatasaray polis merkezinin önüne gelince, Ermeni yakalanır ve üzerinden işaretli para da çıkar. Şahıs ve para İstanbul Polis Müdürlüğüne sevk edilir.

O akşam Ermeni’yi salıverirler. Üç gün sonra Feyyaz dayım İngilizler tarafından tutuklanıp, meşhur Bekirağa bölüğüne tıkılır. Nazım Paşa Divan-ı Harbi’nde yargılanacaktır. Ben bu hadiseyi iki gün sonra duydum. Nazım Paşa İmalat-ı Harbiye Umum Müdürü iken, Enver Paşa’nın orduda kendisinden kıdemli paşa istememesi üzerine emekli edilmişti. Erkân-ı harp ve ferik, yani kurmay generaldi. Çok zeki, hâfızası çok kuvvetliydi. Kendisine çok hürmetim vardı, o da beni severdi. Emekli olduktan sonra da ziyarette kusur etmezdim. Fransa, Almanya’ya harp ilân ettiği gün evine gitmiştim. Aramızda şöyle bir muhavere geçmişti:

-Bu harp için ne mütalâada bulunuyorsunuz?
-Ucu bize dokunmasa bari.
-Hangisinin kazanmasını arzu buyurursunuz?
-Yeryüzünde iki tek Alman, bir tane Fransız kalmak şartıyla Almanların kazanmasını dilerim.

Paşa merhumun bu sözündeki hikmeti, Brestlitovsk antlaşmasından sonra Almanların bize kafa tutmalarıyla anladım….”
HİKAYENİN DEVAMI

” ….Nazım Paşa, Divan-ı Harp reisi olunca Yeniköy’deki yalısına gittim.
-Bu görevi kabul buyurmamalı idiniz,dedim.
-Abuk paşanın fevkalâde ısrarı üzerine kabul ettim.

Neyse dayımın tutuklanmasından sonra Nazım Paşa’yı sıkıştırmaya başladım.

Boğazlıyan kaymakamı Kemâl, Albay Şahap, Jandarma Yarbay Ali ile birlikte davalarına bakılmaktayken, Feyyaz Dayım hakkında ayrıca kovuşturmaya karar verdiğini söylediği zaman rengim atmıştı. İş “muhabereye düştü” deyince sevindim.

Bekirağa bölüğü komutanı Ali’ye dayımı görmek istediğimi söyledim.
-Bu gün ziyaret günü değil, dedi.
-Sevineceği bir haber vereceğim.
-Biz hain değiliz. Onun sevineceği şeye ben daha çok sevinirim. Nazım Paşa’nın bana anlattıklarını anlattım. Hakikaten sevinmişti. Kemâl Bey ve arkadaşları için ne söyledi, diye sordu.

-Ne ben sordum, ne paşa bir şey söyledi.
Vah, vah! dedi. Bu sözlerden bir şey anlamadım. Herhalde sevincimden muhakeme kabiliyetimi kaybetmişim.

Ertesi Cuma günü, teşekkür için yalıya gittim. Bacanağı A.H. Paşa da yalıdaydı. Meğer o gün Boğazlıyan kaymakamının idamına, diğer iki kişiden birinin on, ikincisinin on beş yıl hapislerine karar verilmiş. Cuma günü de Kemâl Bey asılmış.

Bu günkü gibi hatırlıyorum, Nâzım Paşa, Boğazlıyan kaymakamının idam kararını haklı göstermek için bir çok sebepler saymış ve son olarak da “efkâr-ı umumiyeyi (kamuoyunu) teskin için buna ihtiyaç olduğunu” ilave etmişti. Efkâr-ı Umumiye denilen şey, o tarihte İstanbul’daki yabancı işgal kuvvetleri ile Ermenilerin ve Hürriyet İtilâf Fırkası’nın muhteris ileri gelenlerinden ibaretti.

Feyyaz dayım nakdî kefâletle Bekirağa Bölüğü’nden yakayı kurtarıp Anadolu’ya geçti, fakat işaret konulan paralar geri alınamadı, deve yapılmıştı.. Ermeniler, İstanbul’da işgal kuvvetlerinin gözü önünde bir takım talanlar yaptılar. Türk çocukları Ermenidir denilerek ana babalarının elinden alındı ve ne oldukları meçhul kaldı…..”

Ahmet Kemal Üçok, Nazım Paşa’dan sonra Divan-ı harp reisliği yapan Arnavut asıllı Mahmut Hayret’in cinnet getirerek; yine çok acımasız bir adam olan Nemrut Mustafa’nın sefalet içinde öldüğünü kaydediyor.
BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Ermenileri katlettiği iddiasıyla Nemrut Mustafa divanı denen mahkeme tarafından idama mahkum edildiği yukarıda belirtilmişti. İnfaz, 10 Nisan 1919’da İstanbul Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilir. 35 yaşındaki genç kaymakamın son sözü, kesinlikle suçlu olmadığı ve görevini yerine getirdiği şeklinde olur. Çocuklarını vatana emanet ettiğini belirttikten sonra dar ağacına çıkarılan Kemal Bey, üzerinde durduğu iskemleyi kendi ayağıyla iter. Ölümünden iki yıl sonra 14 Ekim 1922’de Atatürk’ün başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i ‘millî şehit’ olarak ilân eder. Çocuklarına maaş bağlanır.

Haksız yere idam edildi
Birinci Dünya Savaşı sırasında Boğazlıyan’da kaymakam olarak görev yapan Kemal Bey, mütareke yıllarında Ermenilere zulüm yaptığı iddiasıyla, yargılanmıştı. İlk yargılamada beraat eden Kaymakam Kemal Bey, işgalci güçler ve Ermenilerin baskısıyla ikinci kez mahkemeye çıkarılmış ve idamına karar verilmişti. Kaymakam Kemal Bey, o dönemde Bekirağa Bölüğü olarak geçen şimdiki İstanbul Üniversitesi’nin meşhur kapısı önünde 10 Nisan 1919’da ’Ermeni soykırımı’ iftirasıyla haksız yere idam edilmişti.

                           İşte son sözleri

Milli Şehit Kemal Bey idamından önce son sözü sorulduğunda halka hitaben şunları söylemişti: “Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Allah şahidimdir ki ben kimsenin öldürülmesi için emir vermedim.. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet. Üç çocuğumu milletime emanet ediyorum. Allah vatanıma ve milletime zeval vermesin.”

Müslüman Türk milletinin etnik guruplara veya azınlık mensublarına karşı, tarih boyunca kayda değer bir zulmü veya haksızlığı olmamıştır. Tam aksine üstün tutulduğunu gösteren sayısız örnekler vardır. Devletine ve milletine açıkça ihanet edenlere mevcut hukuk çerçevesinde gerekli önlem ve işlemlerin uygulanması doğaldır.
Ne dersiniz? Masûm insanların katili, yabancı devletlerin kuklası Antranik Paşa(!)dan, Taşnakçıdan, Hınçaklardan, Asaladan; bir takım zağarların dediği gibi özür mü dileyelim ?
Özrü kabahatinden çok büyük olanlar, Türk milletinin yaşama, vatanını ve milletini savunma hakkına da saygı göstermeyi öğrenmelidirler. Başta, “kamuoyunu teskin etmek” adına haksız yere asılan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey olmak üzere, Ermeni çetelerce şehîd edilen bütün insanlarımıza, Cenâbı Hak’dan’dan sonsuz rahmetler diliyorum.

NOT: Bu yazı ilk defa 2008’de sitenin önceki versiyonunda yayımlanmıştır.

______________________________________________________________________

(1) A.Kemal Üçok, Görüp İşittiklerim, (5 Cilt bir arada) Ankara-2002.
[2] Meşhur şairimiz Tevfik Fikret’in “ŞANLI AVCI” dediği ermeni militanı budur.

” Ey şanlı avcı!. Dâmını beyhude kurmadın;
Attın..Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!”
( Çankırı kökenli Tevfik Fikret’i şiirdeki kudreti sebebiyle takdir ederiz. Üstteki beyitteki ifadeleri, talihsiz ve çok üzüntü vericidir. 70 kadar Türk evlâdının Ermeni bombasıyla parçalandığı bir hâdiseden sonra bunu yazabilmesi hayret vericidir. H.Duran)
[3] Ermeni militanlar tarafından Sultan Abdülhamid’e yönelik bir suikast girişimidir. 1905’de Yıldız camiine Cuma namazına giden II.Abdülhamid’e dinamit yüklü bir araba ile Ermeni militanlarca suikast düzenlenmiş, padişah cami çıkışında Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile ayaküstü sohbet edince, suikastten kıl payı kurtulmuştur. Patlamada 70 kadar insanımız ölmüştür.
[4] Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa İttihat Terakki Partisi’nin lider kadrosudur.

The following two tabs change content below.
Hakkı DURAN

Hakkı DURAN

Hakkı DURAN

Latest posts by Hakkı DURAN (see all)

comments

Related posts