MUHSİN YAZICIOĞLU (1954-2009)

The following two tabs change content below.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının yıldönümündeyiz. 2009’da hakkında bu sitede bir yazı yazmıştım. Beraber çekilmiş bir fotoğrafımız yoktu. Sosyal medyanın bir çok mahzuru kadar yararlı tarafları da var. Bir ortak dostumuz sitesine koymuş, bir başka dostum bana göndermek lütfunda bulundu. 1977’de Ülkü Ocakları Derneği genel kurulunda çekilmiş bir fotoğraf. Fotoğrafta bir çok çilekeş ve gerçek dava adamı kardeşimiz yer almış. O zaman Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği(ÜLKÜ-TEK) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum.

Ü.O.Kongre

12 Eylül 1980’deki darbe sonrası ikimiz de arananlar listesinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasında TCK 146/1’e göre yargılanan 220 kişi arasında idik. Hepimiz merhum Alpaslan Türkeş’in talebeleri olduk. Davamız İlâ’i-Kelimatullah Ülküsü idi.

Son seferi 2009 Mart’ında bir karlı dağ başında noktalanmıştır. Kulluktan yüce bir makam yoktur. Tabii ki, Allah’ın kulu olmak şartıyla…Horasan Erenlerinin, Alperen ve gaazî dervişlerin son halkalarındandı. Şimdi şehitler kervânına katıldı.
Onun makamı dünyevî makamlardan çok farklı ve yücedir. Dünyevî makamlar, siyasi hesaplar, komplo teorileri ile rahatsız edilmesin artık. Rahmet dileklerimiz ve Fâtihalarımızı gönderelim. Zaman zaman Taceddin Veli Camii’ne uğruyor, namaz sonrası Taceddin Velî ve oğlu Mustafa, Muhsin Bey, haziredeki medfun kişiler ve oradaki dergâhta ikamet etmiş olan Mehmed Âkif’e Fâtihalar gönderiyoruz.

Önce, 2009 yılı Nisan ayında vefatına tarih düşüren İbrahim Akyol’un manzum tarihini, ardından vefatı sonrası yazdığım yazının ilk bölümünü sunuyorum.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN VEFATINA TARİH

Bir er idi yetişmişti ocaktan

Ne zulümden yıldı ne de Mamak’tan

Nizâm-ı âlem dediler tarihin

“Âh eyledi gâfil olmadı Hak’dan”

آه ایلدی غافل اولمه دی حقدن 1430 Hicri / 2009 Miladi
İBRAHİM AKYOL

Bir çok kardeşimizin katkısı bulunan yazının tamamına erişmek için:

http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=2769

28.03.2009
DÂVÂ ARKADAŞIM ve ÜLKÜDAŞIM

MUHSİN YAZICIOĞLU

Muhsin Yazıcıoğlu’nu Ankara’ya ilk geldiği yıldan itibaren tanıyorum. Ben A.Ü. Ziraat Fakültesinde son sınıfta iken, yanlış hatırlamıyorsam o da Veteriner Fakültesi’nde 1971-72 öğretim yılında tahsil hayatına başlamıştı. Dışkapı’daki Yıldırım Beyazıt Yurdunda kalır ve görüşürdük. Veteriner Fakültesinde ülkü ocakları yönetiminde görev alan çok sayıda faal gençler vardı. Muhsin Bey bu gençler arasında doğuştan sahip olduğu liderlik vasıflarıyla temayüz etti. Cesaretli, dürüst, namuslu, idealist ve yüksek ahlaklı bir vatan evlâdıydı. Esasen o zamanın gençleri arasında manevî değerler bakımından örnek kişiler çoktu. Teşkilat yöneticisi gençler, hepsi öğrenci oldukları için aldıkları burslar ve aileden gelen harçlıkla idare ederlerdi. Ancak teşkilatın işleriyle ilgili kendi imkanlarını aşan masraflar, teşkilat bütçesinden harcanırdı.

ÇİLE TEZGÂHINDA DOKUNMUŞ BİR NESİL

Bu nesil, bir anlamda gençliğini yaşayamadı. Ülkenin sürüklendiği anarşi ve terör ortamında ne rahat bir öğrenim, ne huzurlu bir hayat gördüler. Milletin ve ülkenin dertleriyle hemhâl olurken “kendi derdi yâdına” gelmeyen insan topluluğu idiler…Bu zorluklar, onlara bir takım nitelikler de kazandırdı. Nefis terbiyesi, sabır, dayanıklılık, Hakk’a teslimiyet, tevâzu, cesâret, azim…. Manevî değerlere yöneliş…İlâ’i Kelimatullâh ülküsü.. Bunlar hazcı, bol tüketimli, vur patlasın ortamlarda katiyen öğrenilip kazanılamaz. Bu açıdan bakınca o devrin gençleri kendini kazançlı sayar.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye’nin o kargaşa dolu, gergin ve belâlı ortamında bir gençlik önderi olarak basamakları süratlice çıkmaya başladı. 1977’de Ülkü Ocakları Birliği Genel başkanı oldu. Aynı dönemde ben tahsilimi bitirmiş, Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği Genel Başkanı olmuştum. Muhsin Başkan ile sıkı münasebetlerimiz vardı. Her hafta Alpaslan Türkeş’in riyasetinde ülkücü kuruluş genel başkanları bir araya gelirdik. Ara sıra gece yarısı onun veya benim başkanlık odamda ikili çay sohbetleri de yapmıştık. Memleketin ve teşkilatların meselelerini konuşurduk. Bu ikili sohbetlerden birinde Muhsin Bey, aşırı sol bir terörist örgüt tarafından kendisine yönelik bir öldürme planını anlatmış, bunu ilâhî bir lütufla nasıl öğrenip savuşturduğunu heyecanla kendisinden dinlemiştim. Sonradan bu örgütlerden haber alabilmesi sayesinde, bazı suikastleri önleyebildiğini söylemişti.

MAMAK GÜNLERİ

12 Eylül 1980 darbesi ile ülkede geniş tutuklamalar yapıldı. 12 Eylül’ün en başta gelen hedeflerinden biri MHP ve Ülkücü Kuruluşlar idi. Askerî mahkemelerde davalar açıldı. Hukuk devleti rafa kaldırıldı. İşkenceler, tertipler , kanunsuzluklar aldı başını gitti. Muhsin Yazıcıoğlu ve çok sayıda ülkücü teşkilat yöneticisi(şahsım dahil) arananlar listesine konuldu. Hasmâne nitelikte iddianameler hazırlandı. Mamak’da savaş esirleri için hazırlanmış olduğu belirtilen tutukevi, sağ ve sol düşüncedeki insanlara tahsis edildi. Öğrendiğimiz kadarıyla Amerikan standartlarında inşa edilmiş olan cezaevi, yine onlardan tercüme “esir talimatnamesi”ne göre yönetiliyordu.
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, hem şiddetli işkencelere mâruz kaldı. Her saniyesi işkence olan Mamak cezaevinde 7.5 yılını geçirdi. Bunu 5.5 senesi “tecrit” denen bir hücrede karşıt guruptan bir örgüt üyesi ile geçmiştir.

C5 İŞKENCELERİ

Ankara’da Ülkücü gençlerin sorgusu ve işkenceler, Mamak Cezaevi bünyesinde bulunan C blok, 5. koğuşta yapılmakta idi. İşkence demek olan C5 deyiminin kaynağı budur. 12 Eylül’den birkaç ay sonra idi.. Muhsin Bey’in yakalandığını duyduk. İçişleri Bakanı H.Fehmi Güneş döneminde ülkücülere yönelik olarak kurulan emniyetçilerden oluşan bir tim, ihtilal günlerinde Sıkıyönetim savcısı Nurettin Soyer’in emrinde C5 bünyesinde sorgulama yapıyordu. Bu tim mensupları, gözaltına alınanların çoğuna kitaplarda yazan ve yazmayan bütün işkence çeşitlerini uygulamışlardır. C5 denilen işkence mekânını son olarak olarak görenlerdenim.

SIKIYÖNETİM MAHKEMELERİ

İdareye el koyan darbeciler, bir yandan yeni anayasa hazırlıkları yaparken, yakaladıkları ve işkenceye tâbî tuttukları insanları, anayasal düzeni yıkmakla suçlamayı da ihmal etmediler. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasında 587 sanıktan 220’sinin o zaman yürürlükte olan ceza kanununun 146/1 maddesi uyarınca idamla cezalandırılmaları istendi. [1] Muhsin Yazıcıoğlu ve bir çok arkadaşımızın Mamak ceza ve tutukevindeki misafir(!)liği, hayli uzun sürdü. Yedi buçuk sene kadar…Sonunda beraat etmişti. Ceza infaz sistemine göre 7.5 yıl, 18-20 yıllık ağır hapis cezasının karşılığıdır ki, suçsuz yere çektirilmiştir. Bu durumda ceza almayışın fiilen mahkum olmakla çok bir farkı da yoktur. Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaybolan yıllarının hesabını kim verecek. (İlâhî adalet bütün zâlimler ve işkencecilere şaşmaz hükmünü elbette uygulayacaktır. Mâsum insanların kanları ve canları üzerinden idareye el koyanlar o hesap gününü unutmasınlar).

1987’de tahliye olduktan sonra ticarete ve siyasete atıldı. Mağdurların elinden tutmak üzere kurulan bir vakfın başkanlığını yürüttü. 12 Eylül 1980 sonrası siyaset çizgilerimiz farklı gelişmiş olmasına rağmen fikir ve inanç beraberliğimiz aynen devam etmiştir.. Dostluk ve kardeşliğimize hiçbir zaman gölge düşmemiştir. Gerçek bir dâvâ adamı olduğunu, sadece dostları değil, hasımları bile kabul etmektedir…

SON SEFER

Yazıcıoğlu, “nasıl bilirsiniz?” sualine bütün kalbimizle “İYİ BİLİRİZ” diyebileceğimiz hakikî bir mü’mindir. Dostumuz Karakoç’un deyişiyle “can özünden Besmele’yi çekmiş”, ocaklarda pişip yanmış; nice vatan evladını da pişirmiştir. Daima “Hak uğruna seferlere” çıkmıştır. Son seferi bir karlı dağ başında noktalanmıştır. Kulluktan yüce bir makam yoktur. Tabii ki, Allah’ın kulu olmak şartıyla…Horasan Erenlerinin, Alperen ve gaazî dervişlerin son halkalarındandı. Şimdi şehitler kervânına katıldı.

Ailesine, yakınlarına, dostlarına, sevenlerine ve bütün ülküdaşlarımıza tâziyelerimi sunuyorum. Allah ganî ganî rahmet eylesin.

________________________________________
[1] TCK’nun 146. maddesinin 1. fıkrası :
“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini ıskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahkûm olur”. (Günümüzde değişmiş, idam cezası kalkmıştır.)

http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=2769

The following two tabs change content below.
comments