NECATİ ÂSIM USLU (1933-5.07.2008)

The following two tabs change content below.

 

Hakkı Duran

Alparslan Türkeş ve Necati Âsım Uslu- Bir MHP Gecesinde

Necati Ağabey(hep böyle hitap ederdik), kelimenin hakikî anlamıyla bir Türk milliyetçisi idi. Şeref ve haysiyetine önem veren, Türk Milleti’nin değerlerini yüce tutan bir anlayışa sahipti. Zengin ve köklü bir aileden geliyordu. Dedesi, davar sürüleri olan, kapısında onlarca adam çalıştıran bir kimse imiş. Hem anne ve hem baba tarafından Çankırı’nın eşrâfından aile köklerine sahiptir. Tek parti döneminde aile çevresi, partinin nüfuzlu kimselerindendi. Meselâ teyzesinin eşi Mustafa Bayram, Cumhuriyet Halk Fırkası başkanlığı yapmış, etkili bir şahsiyettir. Babası Mustafa Uslu,  Ziraat Bankasında müdür ve müfettişlik görevinde idi. Büyükannesi Âşık Musluoğulları ailesindendir.

Necati Uslu, doğuştan gelen bu ayrıcalıklı konumunu reddetmiş, çok partili dönemde CHP dışında siyasi partilere ve milliyetçi bir dünya görüşüne yönelmiştir. Türk milletine ve bünyesinde yetiştiği Çankırı’ya hizmet etmek en büyük gayesi ve şiarı olmuştur. Çevresine hep iyiliği, dürüstlüğü, vatanseverliği tavsiye etmiştir.[1]

 

Vicdanlı oluşu ve haksızlığa tahammül edemeyen kişiliği, millî değerlere sahip aile yapısı bu yönelişin en temel sebepleridir. İsmet Paşa dönemidir, savaş dışında kalmamıza rağmen halkımız, en büyük sefalet ve yoksullukların mahkûmudur. Sadece memur kesimi, biraz halinden memnundur. Bürokrasinin İsmet paşalı yılları kutsaması bu yüzden olsa gerektir. Paşanın dışa karşı ürkek, içeride halkı dikkate almayan politikaları büyük sıkıntılara sebep olmuş: mağdur ahali “Geldi İsmet, kesildi kısmet” demiştir. Necati Uslu, bizzat şahidi olduğu o yılları kitabında anlatıyor:

“…gene savaş dolayısıyla hükümet bütün tahıla el koydu. Camilere, hanlara, meydanlara buğday, arpa gibi tahılı depo etti. Ekmek, şeker gibi şeyler karne ile veriliyordu. Unlu mamuller, makarna, şeker, patiska bezi, sabun gibi ihtiyaç maddeleri ortalıktan çekildi.

Memurlara ayrıcalık vardı. Sabun, makarna, zeytinyağı, top top patiska vs. yalnız memurlara dağıtılırdı. Benim babam o yıllar banka müfettişi olduğu için biz ekmeği diğer memurlar gibi otuz kuruştan alırdık. Şehirli halk bir liradan alırdı. Biz şekeri bir liradan alırdık, halk beş liradan alırdı.

Zavallı halkta sabunsuzluktan uyuz salgını vardı. Ölüsünü saracak kefen bezi bulamaz, hasıra sarıp defnederdi. Dilenciler ekmek dilenirlerdi. Yamalık için bez parçası dilenirlerdi. Kapıya ekmek için gelen dilencinin arkası kesilmezdi. Evden tembih etmişlerdi, dilenciye yarım külteden fazla ekmek vermeyin derlerdi. Ben bir külte verirdim, bana kızarlardı. Ekmeği alan dilenci onu üç defa öper başına koyardı.

         Köylere ise ne ekmek karnesi verilirdi, ne şeker karnesi. Köylü kendi haline terkedilmişti. Bizim evlatlık rahmetli Hâfize ablamızın Kayıçivi köyündeki annesi arpayı, bazı tohumlarla karıştırıp değirmende öğütüp ekmek yapmış, bize getirdi. Hiçbirimiz yiyemedik.” Çankırı’dan Sözler, s.241.

TÜRKÇE EZAN ve İLGİNÇ BİR PROTESTO

Babasının görevi dolayısıyla bulunduğu Aksaray’da memurlarla halk arasındaki uçurumu arkadaşlarıyla birlikte konuştukça fark eder.

Hattâ o yıllarda şöyle bir olay olmuş: Güyâ memurlara yapılan bu ayrıcalıklar adamın birisinin canına tak demiş. Adam Niğde’de bir caminin minâresine çıkıp;

                             “İsmet uludur, İsmet uludur

                             Memurlar onun kuludur

                              Halk da t.ş…nın kılıdır,

                              Haydin şekere, haydin zeytin yağına…

                              Haydin sabuna, haydin makarnaya…”

 

diyerek zamanın “Tanrı uludur, Tanrı uludur!” diye başlayıp, “Haydin namaza, haydin selâta” diye devam eden Türkçe ezana benzeterek okumuş. Bunun üzerine adamı tevkif etmişler(tutuklamışlar) diye anlatırlardı.” (Age.)

   ÇANKIRI YILLARI

Necati Uslu, Çankırı’da (1960-1974) arası 15 yıl kadar eczacılık yaptı. Bu dönemde meslekî çalışmalarının dışında, Çankırı’da bir çok faaliyetlere imza attı. Milliyetçiler Derneği başkanlığı, MHP İl başkanlığı yaptı. Milliyetçiler Derneğindeki seminerlerden bazılarına lise yıllarımda katıldım. Bu dernekte Arif Nihat Asya, Galip Erdem gibi büyükleri dinleme imkanı bulduk. Kendisi de “Ziya Gökalp” konulu bir seminer vermişti. Karatekin Gazetesi’ni ilk yayınlayan da yanılmıyorsam Necati Uslu idi.

Üniversite yıllarından itibaren Ülkücü Hareket ve MHP vesilesiyle Necati Ağabey ile ilişkilerimiz daima sürdü. İstanbul’dan Ankara’ya geldiği günlerde zaman zaman sohbetler ettik. Uzun müddet MHP Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel İdare Kurulu Üyeliği  yaptığı için yollarımız daima kesişiyordu.

                               NECATİ AĞABEY İSTANBUL’DA

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı olarak 1974 yılında İstanbul’a taşındı. Orada siyasi ve ticari faaliyetlerine devam etti. Çankırı ile irtibatını hiç bir zaman koparmadı.

Çankırı’da bir seçim konuşmasını hatırlıyorum. Necati Beğ, İstanbul adayı idi. Merhum Alpaslan Türkeş ile birlikte bir seçim mitingine gelmişlerdi. Eski belediye binasının yanındaki meydanda halka hitap ettiler. “Merak etmeyin Çankırılılar, buradan aday değilim. İstanbul’dan adayım” diye bir cümlesini hatırlıyorum. O günkü adaylar için destek isterken bu sitem ve küskünlük ifadesine neden lüzum gördü bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam 1973 veya 1977 seçimleri idi. Muhtemelen Çankırı’dan umulan ölçüde oy alınamıyordu.

                                     İSTANBUL’A NAKİL

Bir dönem MHP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Alparslan Türkeş’in önemli kurmayları arasında yer alan Necati Âsım Uslu, Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan ile dostluğu ve ortaklığı vardır. Uslu, Doğan’ın bekar evi arkadaşıdır. Doğan, Uslu’yu memleketlisi Gülyüz Hanım ile evlendirir. Uslu’nun bu evlilikten iki kız çocuğu dünyaya gelir. Doğan ve Uslu,  otomotiv ve inşaat alanında ortaklık yaparlar. Uslu’nun deyimiyle birlikte hem çok para kazanır hem de kaybederler. Necati Ağabey, kitabının basımı işinde Aydın Doğan’dan destek almıştır.

                           SON DÖNEM ÇALIŞMALARI

Necati Uslu ile 2004 yılında “Yâran Kültürü ve Çankırı” Bilgi Şöleninde sunduğu bildiri ile uzun yıllardır uzakta olduğu, fakat  irtibatını hiç kesmediği Çankırı’yı selamlamıştı. Sunduğu bildiri, büyük alâka gördü. Kitabının hazırlıkları da sürüyordu.

Necati ağabey, kitabını yazarken birkaç defa telefonla aradı. Ulaşamadığı bazı kaynakları temin edip edemeyeceğimi sordu. Kitabın muhtevası konusunda bilgilendirirken görüşlerimi alma nezâketi gösterdi. Kendisine yayınlattığım beş kitabı gönderdim. Kitapları okuyunca “benim işimi çoğalttı, bu kitaplar” dediğini ; “burada çok kıymetli malûmat var diye” eklediğini hatırlıyorum. “Hürü” masalı onu çok etkilemişti. Dehri Dilçin, onu Çankırılı kadınların ağzından tespit etmiş olduğu için Necati Uslu üzerinde çarpıcı bir etki yapmıştı.

Yine konuşmalarımız sırasında atasözlerinden bahsetti. Kendisine 1930’larda Duygu Gazetesinde tefrika edilmiş, Candaroğlu kültür çevresinden(Çankırı , Kastamonu, Sinop) Nâfia  fen memuru Ahmet Rıza tarafından derlenmiş “Türk Atalar Sözü” adlı bir kitap bulunduğunu söyledim. Hemen göndermemi istedi, fotokopi olarak çoğaltıp gönderdim. İşi biraz daha uzamış oldu.

Kitabı dizildikten sonra Ankara’ya geleceğini söyledi. Evimize davet ettim. Bir Pazar günü aradı, kızkardeşi Nurhan(Akın) Hanım’ın evindeymiş. Sıcak bir gündü, gelip alayım dedim. Rahatsızlıklarından bahisle burada görüşelim dedi. Ben oraya gittim. Hamdi Ağabey, annesi Zeliha Hanım ve kızkardeşi eczacı Nurhan Hanım da oradaydılar. Uzun bir görüşmemiz oldu. Gündemin ağırlığı Çankırı idi. Kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Diş hekimi Hamdi Uslu ile birlikte bir çok değerli hâtırâlar anlattılar. Çankırı ile ilgili kaynaklara bir hayli hâkim olduğumu gördüğü için görüşlerime değer veriyordu. “Gümer-diğin” adı nerden geliyor diye sordu? Ben de biliyorum dedim, “Humar-tigin” adlı Türk devlet adamı ve komutanlarından diye ekledim. O da kitabının müsveddesinden gösterdi, aynı şey yazılıydı. Meğer, Necati Ağabey ile birbirimizden habersiz aynı ismi belirlemişiz.

Türk kültür, tarih ve sanatına aşk derecesinde meftun olan Necati Ağabey ile benzer fikrî ve ilmî kaynaklardan beslendiğimiz için bu durum normaldi.

                                                            KİTABI ÇANKIRI’YA İYİ BİR ARMAĞAN

Sonra “KARATEKİN ELİ, YÂREN DİYÂRI; ÇANKIRI’DAN SÖZLER” adını verdiği kitabı yayınlandı. Benim için ayırdığı kitabı, eczacı kızkardeşi Nurhan Hanım vasıtası ile aldım. Önsözde iki defa şahsımdan bahsederek hakkaniyet göstermiş olduğunu gördüm. Üzerimizde hakkı bulunan değerli büyüğümüzün bu inceliği, bir icâzet almışçasına memnuniyet verici idi.

Bir çok hastalıkla birden mücadele ediyordu. Telefon görüşmelerimizde bunlardan sordukça bahsediyor, yine yazı ve makaleler yazmaya devam ediyordu. Zaman zaman kitaplarının depoda olması sebebiyle bazı kitaplara bakıvermemi istediği oldu. Memnuniyetle yerine getirdim. Onun tanıyabileceği bazı isimleri soruyor, Çankırı ile ilgili bilgiler alıyordum. Meselâ Osman Sümer, Mustafa Bayram, vd. gibi. Büyükannesi Emine Hanım, Âşık Musluoğullarından olduğu için mebus Tahir Efendi’nin mezarını da sormuştum. Bildikleri çoktu. Hâfızası gayet iyi idi.

Necati Uslu’nun Türk diline katkı ödülü alması beni çok sevindirdi. Onun Kırkambar türü eseri aslında bir ödüldür, özellikle biz Çankırılılara. Okudukça  kendimize ait çok şey buluyoruz Necati Ağabey’in eserinde.

  ANNESİ ZELİHA USLU’DAN BİR HİKÂYE : “Benim çarık senin çorba içinde

Annesi Zeliha Hanım’dan aktardığı şu hikaye, mahalli kültürümüz açısından ne kadar kıymetli. O yazmasaydı, daha bir çok kültür unsuru gibi kayıplar hanesine yazılacaktı.. Allah ondan razı olsun.

“Tembel kadının biri sabahleyin geç vakit kalkmış. Kocasının pişi de akşam yiyelim diye gönderdiği tavuğu ocağa pişmesi için koymuş, geri gelip yatağına yatıp uyumuş. Biraz sonra eve sırtında torbasıyla bir dilenci kadın gelmiş. Kapı açık olduğu için içeri giren dilenci ekmek istemiş. Kadın “şu ocakta pişmekte olan tavuk çorbasına bak tavuk yanmasın; orada ocağın yanında bir ekmek var, onu da al git. Ben uyuyacağım.” demiş. Dilenci sessizce mutfağa gitmiş. Ocakta pişmekte olan alıp torbasına atmış; ayağındaki çarıkları çıkarıp tencerenin içine koymuş. Dışarı çıkarken de “Hanım merak etme, tavuk pişiyor, dur ben sana bir de türkü söyleyeyim de rahat uyu” deyip:

 

Benim çarık senin çorba içinde

Senin tavuk benim torba içinde

Ben gezerim çayır çimen içinde

Sen yatarsın yorgan döşek içinde

Ben tavuğu yerim orman içinde

Sen dayağı yersin yorgan içinde”.

 

türküsünü söyleyerek evi terk etmiş. Türkü makamıyla olup biteni, (hatta olacakları) bir bir anlatmış ama, galiba tembel uykucunun pek kulağına gitmemiş.

                         UĞUR DERMAN ve NECATİ USLU

Prof. Dr. Uğur Derman, Necati Ağabey gibi eczacıdır. Ancak, onun gibi insanları, bir mesleğin fânusuna sığdırmanız mümkün değildir. Onun gibi şahsiyetlere hezarfen sıfatı uygun düşmektedir. Uğur Hoca, hat sanatında Necmeddin Okyay’dan icâzet almıştır. Türk-İslâm sanatları hakkında bir otoritedir. A. Süheyl Ünver, Halim Özyazıcı, Fehmi Gemuhluoğlu gibi değerli şahsiyetlerin günümüzdeki temsilcisidir.

Telefon tanışıklığımız olan Türk-İslam kültürünün âbide şahsiyetlerinden Prof. Uğur Derman ile görüşürken, Necati Âsım Uslu’yu tanıyıp tanımadığımı sormuştu. Lise yıllarından itibaren tanıdığımı , kendisinden istifade ettiğimiz bir büyüğümüz olduğunu söyledim. Meğer, Uğur Derman Hoca ile Necati Âsım Uslu’nun Haydarpaşa Lisesinde başlayan arkadaşlıkları, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde de devam etmiş. “O, çok enteresan bir adamdır.” dedi Uğur Derman Hoca.

Kanaatimce bu iki kıymetli insanı, yakın kılan ortak manevî ve kültürel değerlerdi. Her ikisi de mensup olduğumuz Türk-İslâm medeniyeti değerlerine gönülden bağlı olmalarıyla temayüz etmişlerdi. Necati Ağabeye rahmetler niyaz ederken, eserler vermeyi ve kıymetli öğrenciler yetiştirmeyi devam ettiren Uğur Derman Hoca’ya uzun ömürler dilerim.

                          VEFATI

Necati Uslu, 5 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Vefatı, Çankırı’nın bazı ilçe, belde ve köylerindeki etkinliklere katıldığım sırada vukubulduğu için vefatını geç öğrendim. Yetişebilecek durumda olmadığım için -maalesef-cenazesine katılamadım. Aynı saatte köyüm Kalfat’ta defnedilen bir cenaze vesilesi ile hoca efendilerden Necati Âsım Uslu’yu da duâlarına dahil etmelerini istirham ettim. (Onun 2000-2001 yılında bir Devlet bakanlığı bünyesinde müşavir sıfatıyla görev yaptığını biliyorum. Onun bu sıradan görevine bile tahammül edemeyip, bakan değişikliğinde hemen görevine son verenlerin cenazesinde boy göstermelerini yadırgadığımı ifade etmeliyim. Görevine son verilme konusunu bizzat kendisi anlatmış ve sitem etmişti.).

Çankırı Araştırmaları Sitesi, kendisiyle yapılan kıymetli bir mülâkata sütunlarında yer vermiş ve kanaatimce önemli bir hizmet yapmıştır. Necati Ağabey, hizmetleri şahsiyeti, ve eserleri ile unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti , mağfireti üzerine olsun!


[1] Çankırı lisesinde okurken 1965’li yıllarda Uslu Eczanesi sahibi Necati Uslu, Çankırı’da Milliyetçiler Derneği başkanlığı yapıyordu. Zaman zaman o derneğe sohbet dinlemeye giderdik. Necati Ağabey, bir keresinde Ziya Gökalp’i anlatmıştı. Bir başka seferde bayrak şairi merhum Arif Nihat Asya’yı dinlemiştik. Merhum Asya, Şiir kitabının sayfalarını rastgele açmak suretiyle oradaki herkesin falına bakmıştı.

The following two tabs change content below.
comments

Related posts