RAMAZAN AYI ve KÜLTÜRÜMÜZ

The following two tabs change content below.

“Yâ Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine,
Kaldır aradan vahdete hâil ne ise.
Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan
Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se”

Mehmed Âkif Ersoy

Ramazan-ı Şerîf’e bu yıl da hayırlısıyla erişmiş bulunuyoruz. Bazı yazılarımızda kültürümüzdeki önemine dair bir şeyler dile getirmeye çalıştık. Ramazan her şeyden önce oruç ayıdır. Bu kutsal ayın Türk kültürünün değişik alanlarında çok önemli tesirleri gözlemlenmektedir. Edebiyat, musikî, yemek, eğlence ve mizah, toplumsal dayanışma alanlarında etkileri saymakla bitmez. Adlî istatistiklerde, ramazan ayı boyunca suç işleme oranının azaldığı açıkça görülmektedir. Sâbit’in beytinde ifade ettiği üzre:

“Çilleye vesvesesiz girdi kapandı zâhid
Haps olur tâ ramazan âhir olunca şeytân”

Şeytan hapsedilmekte, nefs-i emmâre bu ayda kontrol altına alınmaktadır.

ORUÇ NEFS İÇİN BAYRAMDIR
Akşemseddin hazretlerinin halifesi İbrahim Tennûri (ö.1482), Gülzâr-ı Ma’nevî adlı eserinde orucun nefs için bayram olduğunu açıklamaktadır.
“… Oruç, nefsin isteklerine karşı çıkmak, kalbi korumak ve kollamak ve Allah rızası için yerine getirdiği bu ibadeti hakkını vererek eda etmek için ondan yardım dilemektir. Oruç nefs için bayramdır, çünkü o ancak maddi ve manevi açlıkla yola gelir.
İşün aslı bu kim nefsün bilesin,
Ana göre Hakk’a kulluk kılasın.
Özini bilmeyenler oldı bed-nâm,
Ne bilsün kim oruç mı nefse bayram.

Oruç, insanları cehenneme çağıran şeytan, nefis, hevâ ve dünya sevgisi gibi düşman oklarından koruyan bir kalkandır. Oruca devam eden kişi, bu kalkan sayesinde nefs ve şeytanın hilelerini alt edip ilâhî nazara engel olan tüm perdeleri yırtmaktadır. İbrahim Tennûrî, bedenin oruçlu olması kadar kalbin oruçlu olmasını tavsiye etmektedir. Allah’ın lütfû ancak bu şekilde gönüle sirâyet edecektir.

Beden olsa vü cân olmasa sâyim,
Bulur mı kul Hakk’un lutfını dâyim.
İkisi dahi sâyim olmayınca,
Kamu kullukda kâyim olmayınca.”.

Oruç, İftar, sahur, imsak, diş kirası, tiryaki hikayeleri, ramazan davulcusu, ramazan pidesi, ramazan topu, fitre, Mukabele, temcid, salâ, cerre çıkmak, mahya, Kadir gecesi, teravih kelime ve kavramları, dilimize Ramazan münasebetiyle girmiştir. Hemen aklımıza geliveren bu kelimeler dahi bir hayli yekûn tutmaktadır ve bu ayın sosyal hayatımızda ne derece müessir olduğunu göstermektedir.

ÇANKIRI RAMAZANLARI

Çankırı’nın Ramazan adet ve gelenekleri bir hayli renklidir. Bu konuda çok önemli bir kaynak esere de sahibiz. Hacışeyhoğlu Hasan Üçok’un meşhur “ÇANKIRI TARİH ve HALKIYATI” adlı kitabında “Ramazan” için bir bölüm ayrılmıştır(299. ve 308.sayfalar arası). Ramazan ile ilgili bu bölümü-mümkünse-yeniden okuyalım. Gerçekten bir zamanlar bu kutsal ayın nasıl ihya edildiği gayet güzel anlatılmış. İlimizin ve bütün ülkenin Ramazan folkloruna dair pek çok şey kaydedilmiştir. Bunlardan bir kısmını kısaca aktarmak isterim.

MUKABELE: Her camide ve bazı zengin evlerinde mukabele okunurmuş. Kuvvetli hâfızlar üç aylarda başka yörelere giderlerdi ki, buna “cer” denilmekteydi. Akşam haricinde dört vakitte mukabele okunduğunu Hasan Üçok belirtmektedir. Zenginler her gün yaptıkları iftar davetlerinde 12 çeşit yemek ikram ettikleri gibi ve diş kirası vermeyi ihmal etmezlerdi. Bu meblağlar, muhtemelen fitre ve zekat tutarından mahsup ediliyordu.

SALÂ VE TEMCİD: Hafızlar, yatsıdan önce Salâ verirler, gece imsak vaktinden iki saat önce temcid okurlardı. Üçok, temcidi; “Ramazanı şerifte ağız yıkama zamanından iki saat evvel minarelerde okunan gazel, mersiye ve ilâhîlere denir.” şeklinde tarif etmiştir.
Şimdi bu uygulamalar ortadan kalkmış gibidir. Salâ sadece cenazelerde ve Cuma günleri verilmektedir.
Temcid, Çankırı’da Temşüd şeklinde söylene gelmiştir. Sahura kalkmak yerine önceleri Temcide kalkmak tabiri mevcuttu. Akşamdan kalan pilavın tekrar ısıtılması “temcid pilavı” diye bir deyimin doğmasına sebep olmuştur. İkide bir gündeme taşınan bıktırıcı sorunlar için kullanılmaya devam etmektedir. Şeyhoğlu minarelerde okunan temcidin mahiyeti hakkında ayrıntılı açıklamalar yapmaktadır.

Şeyhoğlu Hasan Üçok, ‘Ramazanda Gece Hayatı’ başlığı altında şunları kaydetmiştir:”Ramazanda geceleri odalar, kahveler, ekseriyâ dükkanlar sahura kadar açık olur. Terziler, kunduracılar siparişleri(ısmarıçlar)ı yetiştirmeye uğraşır. Şekerci ve manav dükkânlarında her nevi yiyecek içecek bulunur Eskiden kahvelerde saz çalarlar, köçek oynatırlardı. Âşıklar müşâarede bulunurlardı. Hokkabazlar oyun çıkarır, meddahlar hikâyeler söylerdi.
Hamza’nın çok mübalağa ile yazılmış muharebe hikâyelerini, birisi kahvenin bir köşesine oturur, söylerdi. Adam başına on para toplarlardı. Saz şairleri ve köçekler için yirmişer para alınırdı.
Odalarda yüzük oynarlardı. Mevsim yaz ise bahçelerde toplanırlar, gazel okurlar, mani söylerler ve türkü çağırırlardı.
Toplantılar ilk topa kadar devam eder, ilk top atıldı mı herkes evine gider. Bu sırada darbukacılar, davulcular çıkardı.” (Bkz. Çankırı Tarih ve Halkıyatı).
JET İMAMLAR

1960’lı ve 70’li yıllarda, gazetelerde Jet imam haberlerine sık rastlanırdı. Ben 9 dakikada teravih namazı kıldıran jet imam haberi okuduğumu hatırlıyorum. O zaman GUİNNESS Rekorları konusu bilinmediğinden hiçbir imamımız, rekorlar kitabına girebilmiş değildir.
1960-67 yılları arası (ortaokul-lise çağları)Çankırı’da değişik camilerde teravihe giderdik. O yıllarda Çankırı’da da bir jet imam vardı. Ortaokul sonda ya da lise birde idim. O meşhur jet imamın ardında bir defa teravih kıldım, tabii kılmış sayılabilirsek. Onun camisi, ayakkabılığına kadar- tıka basa dolu oluyordu. Hiç kimsenin tahiyyat dualarının yarısını bile okuyabildiğini sanmıyorum. Secdede bir kez (Subhane Rabbiyel-âla) diyebiliyorduk. Jet imam, teravih namazını 12 dakikada bitirirken Büyük Cami’de 30-35 dakika kadar sürerdi. Bir defa da İmaret Camii’ne gitmiştik, orada hatimle kılınıyormuş. Bir buçuk saat sürmüştü, sabrımız tükenmesine rağmen bir kere girmiş bulunduğumuz için sonuna kadar dayandık.

GÜNÜMÜZ RAMAZANLARI DA ÇOK GÜZEL

Teknoloji ve ekonomideki olağanüstü ilerlemeler, günümüz insanına büyük imkanlar sunmaktadır. Mesela dini musiki eserlerine internet yoluyla hemen ulaşabiliyoruz. Saray mutfağında pişen yemek ve tatlıları, tanıyabilme ve tadabilme şansına sahibiz. Bir çok TV’de mukabele okunmakta…Daha bir çok şey….
Günümüz Ramazanları da değişik güzellikler taşımaktadır. Yazımız bazı değerleri tespit ve hatırlama gayesi taşımaktadır. Geçmişi yüceltip, günümüzü yetersiz bulmak “nerede o eski…” diye yola koyulmak hiç değildir. Unutulmaya başlayan bazı güzel gelenekler, ihyâ edilebilir. Güzel TV programları, iftar çadırları, makamına uygun ve iyi icrâ edildiği taktirde tasavvuf ve câmi musikîsi, tarihî yemek ve tatlılarımızla çok büyük zenginlik ve kıymetlere sahibiz. Atalarımızın binlerce yılda meydana getirdiği kültürel ve estetik değerleri, önce kendimiz tanımalı, daha yükseğe taşımalı ve geliştirmeliyiz. Günün teknolojik imkanları ile bütün insanlığa bu kıymetleri ulaştırmalı, dünyanın bu yüksek kültür ve insanî vasıflarla tanışmasını sağlamalıyız.

Bütün okuyucularımıza hayırlı, bereketli, manevî dinamiklerine uygun, barış ve huzûr içinde bir Ramazan diliyorum.

The following two tabs change content below.
comments